ANASAYFA POPÜLER E-KİTAPLAR YENİ E-KİTAPLAR YAYINCILAR KATEGORİLER

Genç Dergisi Sayı - 156

Kolektif Erkam Yayınları


5,50 TL

Satın al

Bu e-kitap için kiralama seçeneği mevcut değil.


Okuyabileceğiniz formatlar

PDF formatı
Okuyabileceğiniz platformlar


Künye


Ürün Kodu
2071234629242

ISBN
-

ISBN (Basılı Kitap)
-

Yayınlanma Tarihi
2019-09

Sayfa Sayısı
76

Dergi
Genç Dergisi (2019-09) #156

Dil
Türkçe

Kategoriler
DİN / İslam / Genel

Kitap Hakkında

Kimse Kimseye Yol/Yön Göstermeyecek mi?

 

​Birkaç ay önce, 18 yaşlarında genç bir kardeşim, benimle tanışmak ve birkaç husus istişare etmek istediğine dair bir mesaj attı, memnuniyetle kabul ettim ve GENÇ’e davet ettim. Cuma günleri Mesnevi okunur, ona denk geldi, sohbetin ardından dışarı çıktık, Üsküdar’da kendisine bir balık ekmek ikram etmek istedim. Oturduk mekanlardan birine, genelde o anlattı, ben dinledim. Hayat hikayesinden, genel ilgi ve alakalarından, gelecek hayallerinden bahsetti. Onu daha yakından tanıma amacıyla sorular sordum, muhabbeti demlemek istedim. O sırada, hemen arkamızda oturan bir hanımefendi -ki az çok tanıyordum kendisini, bir profesör aynı zamanda- sanırım bize kulak misafiri oluyordu.

​Yemek bittiğinde hesabı ödemek için kasaya gittim, o sırada genç kardeşim de ellerini yıkamak için lavaboya yöneldi. Kapıda buluştuk ve yürümeye başladık. Bir süre sonra, genç kardeşim şöyle dedi:

​- Abi sana bir şey söylemek istiyorum!

​- Hayırdır, buyur lütfen.

​- Ben ellerimi yıkarken, arkamdan biri omzuma dokundu. Döndüm baktım arkamızda oturan abla karşımda duruyor. Buyurun dedim. Bana şöyle dedi: “Sana tavsiyem aklını kimseye teslim etme, kendi yolunu kendin çiz!”

​Bu tablo karşısında gülümsedim ve ekledim:

​- Eee, sen ne dedin ona?

​- Ben de ona “abla herhangi bir sıkıntı yok, benim sevdiğim birisi o ve biz gayet normal konuşuyoruz” dedim.

​- Peki o ne dedi bu sözlerinin üzerine?

​- Ben yine de seni uyarmış olayım, bir ihtiyacın olursa yanıma gelebilirsin dedi ve kartını verdi.

​Yaşadığımız bu hadise bende derin düşüncelere vesile oldu. Bir kısmını sizinle de paylaşmak isterim:

​FETÖ hadisesinden sonra ülkemizde adeta bir güven bunalımı yaşanıyor, kalpler karışık, akıllar dumura uğramış vaziyette. Toplumun neredeyse her kesiminde önyargılar büyüyor, İslam adına gösterilen tüm samimi gayretlerin üzerinde dahi şüphe bulutları dolaşıyor. Hakikat ve yalan iç içe geçmiş, gerçek ve sahte ayırt edilmesi güç bir vaziyette. Din dili yıpranmış, mukaddes değerlerin istismarı insanları ürkütmüş durumda. İşte böyle bir atmosferde, birbiriyle samimi konuşan ve çeşitli meseleleri istişare eden iki kişi “olağan şüpheli” sayılabiliyor.

​Hoş, hani ben mesela uçuk kaçık hikayeler anlatıp genç arkadaşımı etkilemeye çalışsaydım ya da abuk subuk yönlendirmelerle şahsiyetini hiçe sayan, özgünlüğünü baltalayan, özne olarak yaratıldığımız şu alemde onu nesne durumuna düşüren konuşmalar yapsaydım, hanımefendinin uyarısı isabetli ve anlamlı olurdu. Lakin ortada tertemiz bir sohbet, nitelikli bir muhabbet ve mâkul bir tanışma vardı. Buna rağmen sanki bir karanlıktan insan kurtarırcasına, genç arkadaşımız “aklını kimseye teslim etme, kendi yolunu kendin çiz” diye uyarılıyordu.

​Doğrusu, o hanımefendinin genç kardeşimize yaptığı yersiz, önyargılı ve isabetsiz uyarı, birçok açıdan tutarsızlıklar barındırıyor. Şöyle ki:

​İslam bize kıyamete kadar “hakkı ve sabrı tavsiye etme” misyonu yüklüyor. Herkes bildiğinin hocası, bilmediğinin öğrencisidir. Birbirimizi hayır yola teşvik etmeyeceksek, bilgimiz ve tecrübemiz dahilinde başka insanlara tavsiyelerimiz olmayacaksa ne manası var yaşamanın? Hayatlarımız taklitle başlar, tahkike doğru yol alırız. Allah insanı özel, özne, özgür ve özgün yaratmıştır, bundan hiç şüphemiz yoktur. Bununla birlikte, inananlar/müminler ilahî takdirle kardeş ilan edilmiştir. Tüm insanlığı Allah’a davet etmek, salih ameller işlemek, iyiliği emredip kötülükten men etmeye gayret etmek, tüm inananlara hedef olarak gösterilen sonsuz mutluluk reçeteleridir. “Akıl akıldan üstündür” diyerek doğruyu, güzeli ve en iyiyi aramaya devam etmezsek gelişme, ilerleme nasıl mümkün olur? Kendi yolumuzu elbette kendimiz çizeceğiz lakin bunu yaparken, ahiretin hazin manzaralarından biri olarak tarif edilen “keşke falancayı dost edinmeseydim” şeklindeki pişmanlıklardan korunmaya çalışacağız, kıyamet günü ebedî hüsrana uğrayanların “keşke peygamberlerle birlikte bir yol tutsaydım” iç geçirişini unutmayacağız. Hâsılı, İslam ümmeti olarak, kıyamete kadar “birbirine hakkı ve sabrı tavsiye eden” insanlardan olmakla yükümlüyüz. Kınayanın kınamasından korkmadan, bize miras kalan eşsiz İslam nimetini tüm sevdiklerimize, çevremize duyurmakla sorumluyuz.

​İşte bu sayımız, biraz da bu duygu ve düşüncelerle hazırlandı. Genç dostlarımıza doğrudan birçok şeyi hatırlatmak, hayatımızın içinde basit gibi görünen mühim meselelerle ilgili güçlü bir farkındalık oluşturmayı arzuladık. Hayırlara vesile olmasını dileriz.

​Ekim ayında görüşmek üzere..